ONLARDA BİZDEN

Bu toprakların çocukları onlar. Sizler ne kadar unutmaya ve diğer kan emici vahşi canilerden birisi gibi göstermeye devam etsenizde, sizden daha büyük vatan evladı onların hepsi. Kimlerden mi bahsediyorum gelin anlatayım kimdir onlar. 1895 yılının bir mayıs gecesi İstanbul'da ticaret ile uğraşan köklü bir Ermeni ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. İsmini Agop koyarlar. Başarılı ve zeki bir çocuktur Agop 1915 yılında Robert Kolejinden mezun olur. (Hani şu bazılarının çıkıpta Osmanlı bize soykırım uyguladılar dediği yıllarda). Arkasından 1. Dünya Savaş'ında Kafkas cephesinde görev alır ancak Ermeni olmasından dolayı buradan Suriye cephesine sevk edilir. Mustafa Kemal ile ilk tanışmasıda burada olur. Savaştan sonra Beyrut'ta bir Ermeni okulunda müdürlük yapar, arkasından Sofya'ya gider ve burada eşi Meline ile birlikte Eski Türkçe ve Uygur Türkçesi konusunda dersler vermeye başlar. Aradan yıllar geçer. Suriye cephesinde tanıştığı o subay artık bir Cumhurbaşkanı'dır. Hemde kendi anavatan topraklarında yeni kurulan bir ülkenin. Mustafa Kemal dil konularında çalışmalara başlamıştır. 22 Eylül 1932 yılında Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilen 1. Türk Dil Konferansına İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte Agop Martayan'da davet edilmişti. Daha sonra Türk dili konusunda çalışma ve araştırmalara başlayan Agop Martayan yeni kurulan Türk Dil Kurumunun baş uzman ve ilk genel sekreteri olarak atanır. 1934 yılında soyadı kanunu çıktığı zaman Atatürk tarafından kendisine önerilen 'Dilaçar' soyadını kabul eder. Aynı zamanda bir eğitimci olan Agop Dilaçar 1936-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi'nde Dil-Tarih ve Türkoloji dersleri verir. 1942 ve 1960 yılları arasında yazılan Türk Ansiklopedisine başdanışmanlık yapar. Durmak nedir bilmeyen bir eğitimcidir Agop Dilaçar. 1979 yılına kadar yorulmadan bu ülke için çalışmaya devam etmiştir. Bize çok büyük bir miras bırakan bu insanın arkasından biz nemi yaptık; ismini bile söylemekten aciz kaldık. TRT'den ölüm haberi verilirken ismi Adil Açar olarak verildi, daha sonra düzeltme yapıldı ve A. Dilaçar olarak verildi.
Bir diğerinin ismi ise Hagop Vahram Çerçiyan'dır. Robert Kolej'de öğretmenlik yapan Çerçiyan 1920'li yılların ortalarında Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek Palmer Method Okulu'nda kaligrafi öğrenir ve Türkiye'ye döner. Yeniden Robert Kolej'de dersler vermeye başlayan Çerçiyan 25.000 den fazla öğrenci yetiştirir. Bunlar arasında; Bülent Ecevit'ten, Selim Sarper'e, Turgut Menemencioğlu'ndan Kasım Gülek'e kadar Türk siyasi hayatına damgasını vurmuş onlarca insan vardır. Mustafa Kemal Atatürk Hagop Vahram Çerçiyan'ın kaligrafi alanındaki uzmanlığını duyunca bizzat kendisi 5 adet imza örneği ister. Oğlu Dikran Çerçiyan babasının bu durumu büyük bir sevinçla karşıladığını ve imzaları 1 gecede tamamlayıp teslim ettiklerini anlatıyor ve eklemeden de edemiyor; Babam Atatürk'ü canı gibi severdi, bende öyle ve yaptığı işten büyük bir kıvanç duyuyordu. Ancak ne yazıkki yıllardır Türkiye'de bu konunun üzerine sünger çekildiğinide anlatıyor Diran Çerçiyan. Biz ise hala utanmadan sıkılmadan o imzaları tasarlayanın Sabiha Gökçen olduğu konusunda ısrar ediyoruz. Bu konunun kime ne zararı varki. Aksine gurur duymalıyız böyle insana ve emeğe değer veren bir liderimiz olduğu için.
Genelleme yapmak en kötü huyumuz olmuştur bizim yıllardır. Yıllar boyunca Ermeni çetelerinin yapmış oldukları katliam ve insanlık dışı işkenceleri anlatırken hep göz ardı ettik onları İstiklal Madalyası sahibi olan Ohannes Erkan'dan, Stephan Talaşlıoğlu'ndan, Karabet Kargıcı'dan, Artin Gülükyan'dan ve ismini sayamadığım daha nicelerinden hiç utanmadık. Kendi din ve soy kardeşine karşı bizim canımızı ve namusumuzu korumak için savaşan insanlara namussuz damgası yapıştırdık. Agop Özel; İstiklal Harbi'nden sonra sıvacılık yaparak hayatını kazandı madalyasını 1971 yılında aldı. Ohannes Özçınar İstiklal Harbi sırasında develerle Yozgat'tan Kayseri'ye cephane taşıdı. Develerin altında kalıp yaralandı 3 ay hastahanede yattı. 1973 yılında aramızdan ayrıldı, ailesi madalyasını ancak 1976 yılında alabildi. Agop Ayık 1970 te kavuşabildi madalyasına. Daha niceleri mücadele verdiler bu vatan için biz onlara bir madalyayı bile zor verdik. 1975 yılında Ermeni terör örgütü ASALA'ya karşı en büyük tepkiyi verende bir Ermeniydi. ASALA'nın 1982 yılında düzenlediği Esenboğa Havalimanı saldırısına tepki için Taksim Meydanı'nda kendisini ateşe verdi. Ancak 5 gün yaşayabildi. Son sözleri ise nemi oldu; Aslında Fransız başkonsolosluğunun önünde kendimi yakacaktım ancak taksimde ''Atatürk'ün huzuru altında'' ölmek istedim diyecekti. Peki bugün Türk Tarih Kurumu üyesi olan, Türkeş ve MHP ile ilgili ilk kitap yazan ve on beşten fazla eser veren Levon Panos Dabağyan'ı ne yapmalıyız, ona nasıl çamur atmalıyız ? Yıllardır çocuklarımıza milliyetçilik aşılamak adı altında onları ırkçılığa sevk ediyoruz. Atatürk'ü ve Atatürk Milliyetçiliğini hiç bir zaman kavrayamadık biz. Bizden olmayanları hep dışladık. Bırakalım artık bu boş kafatasçılık laflarını. Mustafa Kemal'i anlayalım onun fikirlerini öğrenelim. Karşımızdakini soyu sopu için değil sadece insan olduğu için sevelim.

Yorumlar